Anladığım kadarıyla vefanın temel öğesi herhangi birine karşı duyulan ve devamlılığı olan sevgidir.Yani siz annenize,babanıza,ya da herhangi x kişisine devamlılığı olan bir sevgi duyuyorsanız,bunun adına Türkçe'de vefa denir.Aslında olayın köküne inersek.Burada bizim için en önemli olan ve vefa kelimesini idrak edebilmemizi sağlayacak olan şifre "sevgi" kelimesinde saklı.Evet bu,yazılış itibariyle basit;ancak manasına bakılacak olursa çok fazla şey anlatan sihirli kelimeyle açabiliriz vefalı olma kavramının kapısını.
Sevgi nedir acaba?Yani bir insana deriz ya "Seni seviyorum".Biz bu söylemimizle ne anlatmış oluruz karşı tarafa?Sözlükte sevgi için:İnsanı bir şeye veya bir kimseye karşı yakın ilgi ve bağlılık göstermeye yönelten duygu;diyor.Şimdi önümüzde iki tane kelime var,vefa kavramını anlayabilmemiz için.Birincisi ilginin yakın olanı.İkincisi de bağlılık.Yani siz eğer bir insana karşı vefalıyım demek istiyorsanız;o insanı seveceksiniz.Bunun göstergesi ise yakından ilgi ve bağlılık olacak.Diğer bir değişle,Eğer siz bir insana yürekten bağlı ve bununla doğru orantılı bir şekilde ilgiliyseniz,siz aynı zamanda o insana karşı vefalısınız demektir.
İkinci kavramımız güvendi.Yani içinde korku,çekinme ve kuşku olmadan birisine duyulan inanma ve bağlanma duygusu.Evet burada da iki tane önemli kelimemiz var.İnanma ve bağlanma.Tabii bunların içinde de dediğim şeyler olmayacak.Benim bundan anladığım şey şu:Eğer bir insana güvenilir diyebilmek istiyorsak.Öncelikle bizim o insanın söylediklerine inanmamız ve bunun doğrultusun da ona bağlanmamız gerekir.
Dikkat ettiyseniz güven ve vefa kavramlarının manalarını araştırırken karşımıza en çok çıkan kelime bağlılık oldu.Acaba bağlılıktan kasıt ne?Burda iki yüreği tutup birbirine somut olarak bağlamak değildir elbette.Eğer bir insana gerçekten güvenmek istiyorsan.Sen ona bağlanmak zorundasın.Yani senin için o insanın söyledikleri doğru olacak.Yani o insan senin için bir şey düşünüyorsa,sana göre mutlaka iyi düşünüyor olacak.
Vefalı ve güvenilir bir insan olmak nasıl oluyormuş anladık sanırım.Sen bir insanı gerçekten sevdiysen,sen bir insana yürekten bağlandıysan,sen bir insan hakkında asla kötü düşünmediysen,sen o insana asla yalan söylemediysen,senin adın ne vefasızdır o insana göre ne de güvenilmezdir.O yüzden bir insana vefasız ya da güvenilmez diyebilmek için önce biraz düşünelim.Hele ki o insan bir zamanlar gözlerinin içine bakıp:"Seni seviyorum" diyebildiğiniz insansa...
Evlilik ve Flört
Flört veya aşkın fırtınasıyla mutlu bir evliliği bulacaklarını sananlar aldanma ihtimalini göz önünde tutmalıdırlar.
"Onlar erdiler mutluluğa, biz çıkalım kerevetine". Sevgiyi işleyen masalların çoğu bu cümle ile biter. Genç kızla erkek birbirlerine delicesine tutulmuşlardır, araya giren "kötü" kişilere rağmen kavuşurlar ve evlenirler. Artık onlar mutluluğa ermişlerdir, hiç problemleri yoktur ve saadet dolu, cıvıl cıvıl bir evlilik onlarındır. Prensle prensesi veya Aslı ile Kerem 'i artık sonsuza kadar sürecek mutluluk beklemektedir. Romantik aşk efsanesi dediğimiz bu şartlanma, bize dünyadaki her genç erkeğe karşılık, "onun için yaratılmış" bir genç kız bulunduğunu anlatır. Kendisine yazılmış olan insanla karşılaşıldığında kişi onu hemen tanır; çünkü ona aşık olur. Artık kendi seçtiği insanla karşılaştığına ve bu birleşme haliyle kusursuz olacağına göre, birbirlerinin bütün ihtiyaçlarına ebediyen karşılık verebilir ve dolayısıyla da sonsuza kadar kusursuz bir uyum ve beraberlik içinde mutlu yaşayıp gidebilirler. Ama gerçek böyle olmaz. İhtiyaçlar karşılanmazsa, korkunç bir hata yapılmış olduğu ortaya çıkar. Demek ki yanlış yorum yapılmıştır; aşk zannedilen gerçek aşk değildir. Ya boşanma veya geçimsizlik evlileri bekleyen akıbettir. Gerçek anlamda "Âşık olmak", iki kişinin sadece, birbirlerinin gözlerinin içerisine sevgiyle bakmaları değil; aynı zamanda, tüm fikirleriyle aynı yöne bakabilmeleridir ve bakışlarla olduğu gibi ruhen de bütünleşebilmeleridir. Aslında "âşık olma" sevgiye eşdeğer değildir. Birincisi aşık olma tecrübesinin özellikle cinsel arzu ile ilgili yanı vardır. İkincisi de hiçbir aşk, hep devam etmez ve geçicidir. Kime âşık olunursa olunsun, bu ilişki yeterince devam ederse er ya da geç aşk sona erer. Bu, âşık olunan kişiyi sevmekten mutlaka vazgeçilir anlamında değildir. Ama âşık olmanın en büyük özelliğini oluşturan ihtiraslı sevgi mutlaka biter. Balayı muhakkak sona erer. Romantizmin açan çiçeği katiyetle solar. Meşhur hikâyede Mecnun da Leyla 'ya olan aşkının geçici olduğunu anlar, sonunda ilahi aşka yönelir. Artık o fani olan Leyla'nın peşinde koşmaz, ebedî aşka kavuşmuştur. Bazen de sevgiyle her türlü engelin aşılacağı sanılır. Aşkın gücü önünde bütün karşı güçlerin teslimiyet içinde boyun eğeceklerine ve karanlıklara karışıp kaybolacaklarına inanılır. Âşık olunduğunda hissedilen bu duyguların gerçeklere uzaklığı, tıpkı iki yaşındaki bir çocuğun kendisini ailesinin ve dünyanın kralı gibi hissetmesine ve sonsuz bir güce sahip olduğuna inanmasına benzer. Nasıl iki yaşındaki çocuğun "her şeye gücü yetme" fantezisi gerçeğin darbesine uğruyorsa aşık olan bir çiftin "bir olma" fantezisi de aynı duvara çarpar. Günlük hayatın sorunları karşısında, er ya da geç ferdi irade ve istekler ortaya konulur. Çelişkiler belirir. Erkek cinsellik ister. kadın isteksizdir. Kadın gezme ister, erkek kabul etmez. Erkek para biriktirmek arzusundadır, kadın bulaşık makinesi için bastırır. Kadın ev işlerinden söz eder. erkekse kendi meşguliyetlerinden dem vurur. Kadın erkeğin arkadaşlarından hoşlanmaz, erkek de kadınınkilerden. Böylece her ikisi de varlıklarının derinliklerinde, şu üzücü gerçeği idrak ederler: Sevdikleriyle aslında "bir" değillerdir ve sevdikleri kişinin kendi arzulan, istekleri, zevkleri, önyargıları ve onlardan farklı bir zamanlaması vardır ve olmaya da devam edecektir. Aniden veya yavaş benlik sınırları eski yerlerine çekilip kapanmaya başlar; aşk biter. Yeniden iki fert haline gelirler. İşte bu noktada ya bu evliliğin bağlarını çözmeye veya gerçek sevginin temelini atmaya başlarlar. Aşık Veysel aşkı "sevdiğine kavuşamamaktır" diye tarif etmişti. Gerçekten seven çiftler bir araya gelince her şey sanıldığı gibi toz pembe olmaz ve çoğu zaman da "aşk" biter. Evliliğe flört ederek adım atmayı savunanlar hayli fazladır. Ancak flört ederken evliliği gözetenler, birbirini gereğinden fazla kandırırlar. En azından İlk zamanlarda kim olduklarını, ne düşündüklerini, neye inandıklarını birbirinden gizlemeye çalışırlar. Flört sırasında "Tam istediğim gibi. Her konuda uyum sağlıyoruz." denir. Fakat sorunlar, genellikle balayının bitip kişilerin gerçek yüzü ile görünmesiyle başlar. Bu sefer yanlış insanla evlenildiği, daha doğrusu evlendiğini sandığı insanla evlenmediği neticesine varılır. Çünkü flört öncesinde taraflar birbirlerini sevdirmek için abartıya kaçarlar. Bu devrede kendi ilgisi değil karşı taraf düşünülür. Bunu karşı tarafı sevindirmek ve o anı paylaşmak amacıyla yapar. O zaman ne yapmalıyız? Evlilik öncesi flört veya nişanlılık döneminde, müstakbel eşin iyi özellikleri aranır ve başkalarına anlatılırsa evlilikteki uyum artar. Müstakbel eş hakkında söyleyecek güzel şeyler bulmak, sabırlı, anlayışlı. kibar ve anlaşılabilir bir yaklaşım içinde olmak evliliğin geleceği açısından mükemmel bir eğitim işlevi görecektir. Karşı taraf olduğu gibi kabul edilmelidir. Âşık olan veya flörtün dalgalarında dolaşan kişiler, sevdiği kişiyi kusursuz yaratılmış olarak algılar. Sevdiğinde hata görürse, bunları önemsiz, hatta ona renk ve çekicilik katan küçük tuhaflıklar olarak yorumlar. İşte burada, duygusallıkla değil, muhakeme ile karar vererek, ileride ne ölçüde problem olacağı hesaba katılmalıdır. Davranışlarının değişeceği, kendisine uyum sağlayacağı önyargısından kaçınmak gerekir. Bilinmelidir ki olgun bir evlilik, kendisinin ve eşinin bağımsız kişilikleri ve birbirinden ayrı benlikleri olduğunu kabul etmeye dayanır. Mutlu evlilik yapan çiftler, eşlerini oldukları gibi kabullenmişlerdir ve onlarda mükemmeli arama ve onları değiştirme çabalarının yararsızlığını anlamış insanlardır. İnsanın en fazla ihtiyacını tatmin eden, kalbine karşılık bir kalbin bulunmasıdır ki, her iki taraf sevgilerini, aşklarını, şevklerini birbirleriyle paylaşsınlar. Lezzetlerde birbirlerine ortak, gam ve kederli şeylerde de yardımcı olsunlar. |
